OYUNLAR,HİKAYELER,SEVECEĞİNİZ HERŞEY - Blogcu



OYUNLAR,HİKAYELER,SEVECEĞİNİZ HERŞEY

Image Hosted by ImageShack.us

MERHABA BENİM ADIM BUSE BU SİTEDE EĞLENMENİZİ UMUYORUM SİZİN EĞLENMENİZ İÇİN ELİMDEN GELİNİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUM VE ÇALIŞACAĞIM.ARKADAŞLAR SİTEMDE OYUN OLDUĞU HALDE SİZE HİKAYELERDE YAZACAĞIM VE HER HAFTA AYRI BİR BÖLÜMÜ OLACAK.BEN BU SİTEDE EĞLENECEĞİNİZİ UMUYORUM İNŞ. EĞLENİRSİNİZ.İYİ EĞLENCELER...!


Image Hosted by ImageShack.us

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us


baharbetulkubra
4melek4

Image Hosted by ImageShack.us


Get your own Poll!

Image Hosted by ImageShack.us

şiirler

DÜNYA SİZİN ÇOCUKLAR

Tutuşunuz el ele
Dünya sizin çocuklar
Oynayın güle güle
Dünya sizin çocuklar


Eğleniniz coşunuz
Oynayınız koşunuz
Dert görmesin başınız
Dünya sizin çocuklar


Küçükse de yaşınız
Akıl dolu başınız
Her zorluğu aşınız
Dünya sizin çocuklar

Her çocuk mutlu olsun
Yarını umutlu olsun
Gününüz kutlu olsun
Dünya sizin çocuklar

 

BEN ÇOCUĞUM

Ben bilseniz ne yaptım?
Yıldızlarla tanıştım.
Birkaçını toplayıp
Saçlarıma taç yaptım.

Gökkuşağından ipim,
Hoplar, zıplar dururum.
Nasıl olur demeyin,
Çünkü ben çocuğum.

 

Ağustos böceği ile karınca

Karıncayı tanırsınız
Minimini bir hayvandır
Fakat gaayet çalışkandır
Gaayet tutumludur, yalnız
Pek hodgamdır, bu bir kusur:
Hodgam olan zalim olur.

Bir gün ağustos böceği
Tembel tembel ötüp durmak
Neticesi aç kalarak
Karıncadan göreceği
Bürudete bakmaz, gider
Bir lokma şey rica eder
Der ki: - Acıyınız bize
Çoluk çocuk evde açız
İanenize muhtacız.
Karınca bir yüreksize
Layık huşunetle sorar:
- Aç mısınız? Ya o kadar
Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptınız?
Böcek inler: - Açız, açız
Bakın benzim nasıl soldu
O günlerde gülen, öten
Sazla, sözle eğlenen ben
Bugün bakın ne haldeyim !
Vallah açız, billah açız,
Halimize acıyınız!
Karınca eğlenir: - Beyim,
şimdi de raksedin, ne var?
'Yazın çalan kışın oynar.'

 

BİR ÇOCUĞUN DÜNYASI

Küçük bir çocuğun rüyasıdır bu.
Çiçeklerle kaplı bir dünya...
Küçük elleri ile silahları
Gömüyor toprağa.

Küçük ir çocuğun rüyasıdır bu.
El ele vermiş tüm insanlar,
Yaşıyorlar kardeşlik içinde,
Çiçekler sunuyorlar birbirlerine.

Küçük bir çocuğun rüyasıdır bu.
Kuşların kant çırpışlarını duyuyor kulaklatımda,
Beyaz güvercinler taklalar atıyor havada.
Papatyalardan çelenk yapıp
Takıyor insanların boynuna.


Sevgilerimle Buse...

Herşey GÖNLÜNÜZCE olsun!!!


Tarih: 23:23, 26/5/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

HİKAYELER

Arkadaşlar Sitemi daha yeni açtım ve 1. hikayem Budur.ben bunları sitelerden bulmuyorummmm...

                       KİBRİTÇİ KIZ

     Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.
Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.
Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.

Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti.
Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu.
Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle “Kibrit var, kibrit”diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu…

DEVAMI :

Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı.
Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından seslenmişti ama, çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı.

Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu.
Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu bir alev.

Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş, düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı.

Isınmış, terlemeye bile başlamıştı... Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı.
Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler dizilmişti. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kızcağız'ın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.

Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz gecesi...Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş, yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor... Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu.

Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: 'işte, biri daha öldü' diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş... Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu... Geldi, geldi...Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü...
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler... Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.

Altın Saçlı Kız

 

 

  PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER


Bir kış günü bir kraliçe pencerenin önünde dikiş dikerken iğne eline batmış. Hemen bir parça pamukla elinden akan kanı silmiş. Keşke demiş kraliçe " teni şu pamuk kadar beyaz, dudakları kan damlası kadar kırmızı ve saçları şu pencerenin pervazı kadar kara bir kızım olsa."


Bir gün kraliçenin dileği yerine gelmiş. Bebeğine Pamuk Prenses adını vermiş. Ne yazık ki, kısa süre sonra ölmüş. Kral zaman içerisinde yeniden evlenmiş. Karısı güzel bir kadınmış ama cok iyi kalpli değilmiş. Bütün gün aynanın karşısına geçip, "Ayna ayna dile gel, söyle bana kim daha güzel " diye sorarmış. Ayna da şöyle cevap verirmiş; "Bundan kuşku duyan var mıdır bilmem, tabi ki en güzel sizsiniz kraliçem."


Günlerden bir gün ayna kraliçenin bu sorusuna farklı bir yanıt vermiş; "Bunu nasıl söyleyeceğim bilemem ama Pamuk Prenses sizden güzel kraliçem." Bunun üzerine çok sinirlenen kraliçe hemen bir avcı bulmuş ve ona "Pamuk Prensesi alıp ormana götür ve bana onun yüreğini getir," diye emretmiş. Adamcağız Pamuk Prensesi ormana götürmüş ama öldürmeye kıyamamış. Durumu anlayan Pamuk Prenses "beni burada bırak. Bir daha asla geri dönmem merak etme" diyerek avcıya yalvarmış. Avcı da merhamete gelmiş ve onu orada bırakıp bir ceylanın yüreğini kraliçeye götürmüş.


Pamuk Prenses ormanda saatlerce yol almış. Tam kaybolduğunu düşünürken küçük bir
kulübe görmüş. Kapıyı çaldığı halde kimse açmayınca da içeri girmiş. Ne ilginç bir evmiş bu böyle. Masada yedi küçük tabak ve yedi küçük bardak duruyormuş. Zavallı Pamuk Prenses çok aç olduğu için hemen bir şeyler yemiş. Sonra da üst kata çıkmış. Bir kaç saat sonra Pamuk Prenses öfkeli seslerle uyandırılmış. "Bizim evimizde ne arıyorsun sen?" Pamuk Prenses işçi giysileriyle evin içinde dolaşıp duran yedi küçük adama bakmış. Başına gelenleri onlara anlatmış. "Gördüğünüz gibi," demiş "gidebileceğim hiçbir yer yok "Hayır var" diye bağırmış yedi cüceler hep bir ağızdan. "Burada kalabilirsin! Ama biz yokken kapıyı hiç bir yabancıya açmamalısın."


Böylece Pamuk Prenses cücelerin evinde yaşamaya
başlamış. Eskisinden çok farklı bir hayatı varmış artık. Uzun günler boyunca konuşacak birini özlüyormuş. Bir sabah yaşlı bir kadın kapıyı çalmış. Elindeki sepette bir sürü ilginç şey varmış. Pamuk Prenses açık pencereden uzanarak kadınla konuşmaktan kendini alamamış.


Pamuk Prenses o yaşlı kadının aslında kılık değiştirmiş olan kraliçe olduğunu anlamamış. Meğer kraliçe aylarca aynaya bakmadıktan sonra bir gün bakmayı denemiş de ayna ona, "bunu nasıl söyleyeceğimi bilemem, ama Pamuk Prenses sizden güzel kraliçem," deyivermiş. Kraliçe bunun üzerine öfkeyle yollara düşüp Pamuk Prenses'in gizlendiği yeri
bulmuş.

"Kapıyı yabancılara açmaman akıllıca," demiş kraliçe. "Ama lütfen şu elmayı bir iyi niyet belirtisi olarak kabul et." Böyle bir şeyi reddetmek ayıp olacağı için Pamuk Prenses elmayı almış ve kadın gidince kocaman bir ısırık almış. Cüceler işten eve döndüklerinde Pamuk Prenses'i yerde cansız yatar bulmuşlar. Elma hala elinde duruyormuş. Cüceler ağlayarak, "Bu kraliçenin işi!" demişler. Büyük bir kederle Pamuk Prenses'in cansız bedenini taşıyıp camdan bir tabuta koymuşlar.


Bir sabah oralardan geçmekte olan bir prens tabutu ve içindeki güzel kızı görmüş. Görür görmez de aşık olmuş. "Onu saraya götürmeliyim" demiş. "Bir prensese böylesi yakışır." Cüceler karşı çıkmamışlar. Prense tabutu taşımasında yardım etmişler. Ama tam bu sırada Pamuk Prensesin boğazındaki elma parçası çıkmış. Pamuk Prenses yattığı yerden doğrulup gülümsemiş. Pamuk Prenses ve prens çok mutlu bir hayat sürmüşler. Kötü kalpli kraliçe ise öfkesinden çok kısa bir süre sonra ölmüş.


 

Sevgilerle Buse...

 

Herşey GÖNLÜNÜZCE olsun!!!


Tarih: 23:21, 26/5/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Çizgi Film KARAKTERLERİ...

                                  Çizgi Film Kahramanları

 

                                                                                                  Benimdunyam4

Herşey GÖNLÜNÜZCE olsun!!!


Tarih: 23:04, 26/5/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Fıkralar ve Bilmeceler

                FıkraLar  Ve Bilmeceler            

                        Fıkralar                 

23 Nisan 

Bu gerçek bir olaydir: 23 Nisan da çocuk ögretmenine sorar:
Ögretmenim 23 Nisan çocuklarin bayramidir degil mi? Ögretmen:
Evet diyerek soruyu cevaplar. Çocuk :
Ögretmenim siz söylemistiniz; bayramlarda insanlar dinlenir ve birbirlerini ziyaret ederler degil mi. Ögretmen :
Evet yavrum. Çocuk :
Anlamadigim bir sey var? "NIYE 23 NISAN DA EN ÇOK YORULAN BIZ OLUYORUZ".

 

Ayşe Balkonda

Kari-koca tatil gunu evde televizyon seyretmekten sıkılmış, yatak odasina gecmeye karar vermisler.... Ama ne mumkun.....7 yasindaki oglan evde.....
Oglum, hadi biraz sokaga cik, gez, oyna! Ihhhhh. Israr faydasiz. Afacanin sokakta gozu yok.
- Oyleyse, diyor baba, annenle ben odamiza gecelim, sen de balkona. Etrafta neler olup bitiyor, yuksek sesle bize rapor et !
Oglan biraz miziklanmakla birlikte caresiz balkona geciyor. Bizimkiler de yataga.
Ve afacan canli yayina basliyor:
- Su an bizim sitenin otoparkina yabanci bir arac park etti. Simdi de Aygaz arabasi sokaga giris yapti. Yasli bir kadin markete giriyor......
Kisa bir sessizlik...Ve rapora devam:
- Yan komsumuz Ahmet Bey amcayla karisi Necla teyze yatak odasinda sevisiyorlar. Yataktakiler sok vaziyette.
Baba sesleniyor:
- Oglum, nereden cikardin simdi bunu ?
- Hicc. Kucuk kizlari Ayse balkonda dikiliyor da.

 

temel ile dursun

temel ile dursun kahvede otururken
dursun: temele temelcigim herkes aya gıdıyor der bunu duyan
temel: bizde gunese gıderuz der
dursun: temele ama temelcigim biz gunese gıdersek yanarız der
temel de dursuna biz de aksam serinliginde gideriz der.

                                                     Sana ne?

Bir gün Nasreddin Hoca eve doğru yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan seslenmiş "aman hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu". Hoca istifini bozmadan "bana ne" demiş. Arkadaşı, "ama hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu, buna ne dersin?" demiş; hoca yine istifini bozmadan "o zaman sana ne?" demiş.

                                                      Karne

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."

                                                         Bebek olur mu?                                                       

Küçük kız sınıfta Fen Bilgisi dersinde birden parmak kaldırıverdi:
"Öğretmenim bişey sormak istiyorum!!"
"Evet seni dinliyoruz..?"
"Benim anneannemin bebeği olur mu?"
Öğretmen tabi çok şaşırmış ama "anneanneler bebek yapmak için
biraz yaşlıdırlar" diye gülümsemiş.
Bizim bıdık yine sormuş:
"Peki annemin bebeği olur mu?"
Ögretmen cevaplamış:
"Annelerin bebeği olur ama yaşları ilerledikçe bebekleri olma ihtimali azalır"
Derken küçük kız:
"Peki öğretmenim. Ya benim bebeğim olur mu"
Öğretmen gülmüş:
"Senin yaşın daha çok küçük, olur mu
öyle şey?"
Bunun üzerine arka sıralardan erkek çocuklardan biri bağırmış:
"Baaak!! Ben sana bişey olmaz dememiş miydim?

                              Bilmeceler                                  

Adam saçını ıslatmadan şampuanlamış, neden?

Tavuklar en çok hangi ülkeyi sever?

Tanrı ikinci zenciyi yarattıktan sonra ne demiş?

Bir elmayı yerken kurt bulmaktan daha kötü olan nedir?

Kullanılmış Orkid'e ne denir?

Yaşlanan Temel'e ne olur?

 Bir kamyon, bir peygamber, bir şehrimiz hangi kelimedir?

Düşünen file ne denir?

Heyecanlanınca büyüyen organımız hangisidir?

Hangi kalemle yazı yazılmaz?

Servis yapıldığı halde yenmeyen şey nedir?

Ön kapıda karınız avaz avaz bağırıyor, arka kapıda ise köpeginiz durmaksızın havlıyor. Önce hangisini içeri alısınız ?

Plajda üç kadın dondurma yiyormuş. Bunlardan birisi dondurmayı emerek, diğeri yalayarak, diğeri de ısırarak yiyor. Sizce bunlardan hangisi evlidir?

Kadın ile prezervatif arasindaki fark nedir?

Amerikada bakire kime denir?

Mantarlar niçin şemsiye şeklindedir?

En temiz böcek hangisidir?

Termometrenin düşmesi neyi gösterir?

Bize ait olduğu halde başkalarının kullandığı şey nedir?

Yuvarlağız, altındanız, Bir kolda toplanırız

Küçük kare kutu,İçi insan dolu.

Adem peygamberin sahip olmadığı, Ama çocukların sahip olduğu şey nedir?

Babam kandil, dedem çıra İşin yoksa beni ara.

Özü tatlı, Sözü tatlı, Candan daha kıymetli.

Metel metel mert atar, Dil atar damak tutar.

Bir sihirli fenerim, Kibritsizde yanarım.

                                     

Herşey GÖNLÜNÜZCE olsun!!!


Tarih: 22:50, 26/5/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->

Image Hosted by ImageShack.us
Chatımızda Küfür,Site Linki,Kavga çıkarmak,kötü nickler yazmak,adminlik,üyelik,modluk istemek YASAKTIR kurallara uymayan banlanır...
Get your own Chat Box! Go Large!